E. Vergi Başmüfettişi · Yatırım ve Proje Uzmanı
"Zamanını geri al. Şimdiye kadar senden çalınan, gasp edilen, yitip giden zamanı topla ve koru. En büyük kayıp ihmalden doğandır."Seneca
Seneca bunu yazdığında zaman iki bin yıl önceydi, ancak o da bizim hissettiğimiz bu farkındalığa aynı yolları geçip geldi. Ama sen bugün bu cümleyi okurken bir an duraksıyorsun. Çünkü o sana değil; senin içindeki bir şeye dokunuyor. Değişen pek bir şey de yok.
"Herkes sana ne görmek istediğini söyler. Kimse sana ne gördüğünü söylemez." Ancak bunu fark etmek, kendinle ve mevzuyla bir araya geldiğin andır…
İnsanın tarihselliği yapma becerisi üzerine kurulur. Doğa orada varken onun yanına inşa ettiği medeniyet ve o medeniyeti doldurduğu içerik, günün sonunda kendi varlığının sürekliliğini sağladı. Bugün insan, doğanın bir parçası gibi görünmese de, kendi yarattığı medeniyetin bir unsuru olarak değişip dönüşse de, doğayla görünmez bağlarla bağlıdır.
Yapay zekânın onun yerini alıp almayacağı sorusunun cevabı da muhtemelen aradığı teknolojik gelişmede değil, şu an gözden kaçırılan o alanda saklıdır. Zira insanın yaratıcılık üzerine kurduğu sistemde, doğadan ayrılan unsurlar sadece bilgiyle üretilmedi; duyular, algı, hayaller, hisler bu üretimin en önemli belirleyenlerindendi. Bunları ortadan kaldırdığınızda ise ortaya çıkan görüntü, 3D yazıcının şekli olan ama içeriği olmayan üretimidir.
Bugün yapay zekâ üzerine geliştirilen haritalar, kullanıcısına sadece dünyanın tüm yollarının dökümünü vermez, her açtığınızda anlık trafik durumunu da gösterir. Bu bilgiye ulaşmanın maliyeti, sunulanın karşısında oldukça ucuzdur. Ancak sadece bir işi yapmak ve onun içinde deneyim kazanmakla da sınırlı değildir deneyim. Öğrenme, anlama, bu yolla sadece tek bir alanda değil farklı alanlara da bu beceriyi aktarabilme, farklı bakış açıları geliştirerek yeni unsurlar üretme ve tüm bunların sonucunda elde edilen fayda ve zararın bireyde yarattığı toplam değişimdir deneyim. Ancak bu deneyimlerden de, sanat üzeri olmayı başarmış olanlar içinde de üreticisinin kendi yaşanmışlığından, algısından, yeteneğinden ve hatta duygusunu parmak izi gibi bırakabilmiş olanlar, kendisini zamanın ötesine taşıyabilenlerdir. Fiyatı olmayan, birebir aktarılamayan, kitleleri dönüştüremeyen deneyimlerse ölümle birlikte yok olur. Bu durum tam da, insanlığın mükemmel olamamasının, aynı hataları tekrar tekrar yapmasının, mevzudan ders almamasının da nedenidir. Zira tekerrür eden tarih değil, insanın kendisidir. İz, farkındalıktır; kendinde izi olmayanın yapıp ettiğinde de izi olmaz.
Bernini'nin heykelini Canova'nın muhteşemliğinden ayıran da tam da odur. İki muhteşem heykel, iki uzmanlığın zirvesi. Belirleyici olan: birinin donukluğunun mükemmelliği, diğerinin etine geçmiş şiddetinin acısını kalbinizde zamansız hissettirmesidir. Bernini'nin taşa aktardığı acı, kalbinde iz bırakmış acının kendisidir. O, acının ne hissettirdiğini bildiği için onun taştaki hissini de bize gösterebilendir. Acının taşa nasıl aktarılabileceğinin bilgisini arayabilecek zihin, acıyı da taşı da bilendir. Ustalaşma; eleştirel düşünmek, pes etmemek, farklı unsurları bir araya getirerek yeniden devam edebilmeyi istemektir. Ancak hayat ağırdır. Bir de üzerine insan olmanın varoluşsal sorunları da eklendiğinde; kaybolmadan, vazgeçmeden çözümü aramaya devam edebilmek büyük başarıdır.
Danışmanlık; sadece bir bilgi aktarımı, çözüm sunumu, uzmanlık konusu değil, hayatın bütünselliğini kavrayan, o an neye ihtiyacı varsa onu verebilme becerisinin tümüdür. Tek bir yolu, standartlaşmış yöntemleri de olamaz; asıl yöntem, ona ne uygunsa onu bulup çıkartacak olanı getirmek, duruma özel bir tasarım, yani performans üretmektir. Zaten sorunu yaratan veya çözüm diye aranan şey, o ana kadar bunun bilinenlerle çözülememiş olmasındandır. Yaratıcılık ve bu noktada yapılması gerekenler, gücünü sanatsallığından alır.
Hakikat zaten oradadır. Ama birinin çıkıp onu Caravaggio'nun karanlığında yalnızca göstermesi değil; onun ifadesindeki benzemezlikle de resmetmesidir.
Bernini'nin taşa üflediği nefes, sonraki sanatçıların onu aşabilecek bir eser üretmesini de engelledi. Çünkü ustalığı ondan devralacak olanın, artık kendisinden başka bir izi de taşa eklemesi gerekiyordu. Belki de tam da bu yüzden Barok'ta heykelin zirvesi Bernini'nin adıyla mühürlendi. Bu, öylesine bir an da değildi. Zira Bergama Zeus Altarı'ndan Afrodisias'a, oradan İtalya Rönesansı ve Barok dönemine uzanan süreç, aynı zamanda mermerin maddesel sertliğinin insan duygusuyla eriyip akışkan hâle geldiği, zamansız ve mekânsız bir sanatsal gen aktarımının da hikâyesidir. Taşın can bulması, kasların gerilmesi ve dramatik dinamizmin yüzyılları aşarak Michelangelo'ya ve ondan da Bernini'ye ulaşması, kronolojik ve stilistik bir süreklilik zinciridir. Bu süreçte isimsiz ustaların deneyimleri her bir çekiç darbesinde taşa aktarılır. Sahne, Afrodisias heykeltıraşlığının mermeri "başka bir malzemeymiş gibi" işleme dehasının doruk noktasıdır. Bernini bu sayede Michelangelo'nun Davut'unu aşar. Bu birikimin üzerine olması gereken artık konuşulamıyorsa; şimdi yapılması gereken sadece susmaktır…